Çambalında Zor Yılımız!..

Çambalı üretiminin önemli bir bölümü Muğlalı arıcılar tarafından yapılmakla beraber ülkenin diğer bölgelerden gelen göçer arıcılar tarafından da önemli miktarda çam balı üretilmektedir. Bu özelliği nedeniyle Muğla ili bir yandan kendi yöresel üreticileri için ana üretim kaynağı sunduğu gibi, diğer bölge üreticileri için de ikincil üretim alanı olarak bal üretimin sigortası durumundadır. 

Ülkemizde arıcılık; kovan başına azami verimi elde etmek amacıyla, ‘gezginci’, ‘endüstriyel arıcılık’ olarak yapılıyor. Bu yolculuk; yaylada, belirli bölgelerde belirli çiçeklerin açtığı bilgisine ve açacağı beklentisine dayanıyor. Ya açmazsa; yağmur beklediğimiz zamanda ve şiddette yağarsa ya da yağmazsa. Hava beklediğimizden daha sıcak ya da soğuk olursa. Ne yapacağız?

Ani iklim değişiklikleri florayı da etkilemektedir; eğer önlem alınmazsa, niteliksiz ana arı üretimine, zayıf kolonilerde direncin düşmesine, hastalık ve zararlılara karşı savunmasız olmasına ve sonunda koloninin sönmesine kadar giden sonuçlara neden olacaktır.

Arıcılığın devamlılığının sağlanmasında flora takibi oldukça elzem bir konudur. Fakat ani ısı değişimleri arıcıyı çaresiz bırakmaktadır. Arıcının en büyük gider kaleminden olan nakliye ve işçiliğin artmasına neden olmakta ve sonucunda üretim maliyeti artmaktadır. Arıcı artan maliyeti ürününe yansıtamamaktadır. Bu durum arıcının sektöre olan inancını ve güvenini sarsmaktadır. Bal fiyatları yıllardır aynı kalırken, arıcının masrafı gün geçtikçe artmakta fakat kazancında artış olmamaktadır.

“İklim değişikliği; hayatta kalma, üreme kapasitesi ve yaşam alanını azaltmaktadır. Sıcaklık ve nemdeki bu değişim özellikle dünya çam balının %90- 92 civarını üreten ülkemiz için tehdit oluşturacağı düşünülmektedir. Son üç yıldır yapılan saha çalışmaları çam pamuklu koşnilinin kuzeye ve yükseğe doğru hareket ettiğini göstermektedir. Yıllık takviminde de kayma gözlenmektedir. Çam balının oluşumunu sağlayan ana etken olan çam pamuklu koşnilinin yaşamı ve yılık döngüsünde küresel ısınmadan dolayı oluşabilecek etkiler üzerine araştırmalar yapılmasını zorunluluk haline getirecektir.” diye yazmıştık Nisan ayında.

“İklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışı, nem azalışı, artan ve şiddetlenen yağışlar, ama daha önemlisi öngülemeyen hızlı mevsimsel değişiklikler çambalı üretimimizi de öngörülemez hale getirmektedir. Bu durum sadece basralı alanlardaki verim düşüklüğü nedeniyle değil, arılarını güçlendirmek ve çambalı sezonuna hazırlamak için ‘yaylaya’ giden Muğlalı ve yayladan gelen ‘dışarıdan’ arıcıların bu bahar düzensiz ve beklenmedik yağış-sıcak hava dalgası döngüsü ile karşılaşmaları ve çambalına güçsüz kovanlarla girmek zorunda kalabilecek olmaları nedeniyle de çambalı üretimini düşürebilecektir.” demiştik Temmuz ayında.

Sahadan gelen bilgiler, arıcılarla sohbetlerimiz ve kendi gözlemlerimiz şu ana kadar maalesef korkulanın gerçekleştiğini gösteriyor. Yine maalesef bundan sonrası için de beklenti kötü; çünkü havalar bundan sonra yolunda gitse bile olmayan böcek ve olmayan arıdan ne kadar bal alınabilir ki?

Bu sene sıkça gözlenen bir başka vahim durum ise, kolonilerdeki arıların sayısında ani azalma, çöküş ve bakımsız kalan kuluçkadaki pupaların gözler içinde ölümü ve kokmasıdır. Bilinen herhangi bir hastalıkla ilgisi olmayan bu durum için henüz tam bir açıklama yok. Arıcılar bunu aşırı sıcaklara bağlıyorlar.

Daha sezonun içindeyiz, gerçek durum sezon sonu netleşecek. Ama şimdiden hemen hemen tüm arıcılarımız bölge içinde bir kaç yer değiştirerek, olmadı arılarını burası olmazsa belki orası olur diye üçe dörde bölerek hem zaman, hem arı ve hem de para kaybettiler. Bu sene nasibi, kısmeti bir yana arıcılık tam bir kumara dönüştü.

Kabahat Kimde?

Çambalı ülke arıcılığı ve arıcısı için son derece önemli bir üretim kaynağıdır. Buna karşın Muğla arıcısı ekonomik açıdan ülkenin en az kazanan arı üreticisi durumundadır. Temel sorunlardan birisi arıcılığın üretici kesiminin neredeyse tamamının başlıca gelir kaynağını oluşturmasından kaynaklanmaktadır. arıcılıkla uğraşanların yaklaşık %70’inin asıl geçim kaynağı arıcılıktır. Üretici yeterli miktarda bal üretmek zorunda olduğu gibi ürününü de değer fiyata satmak zorundadır. 

Ana üretim kaynağı olan çambalının yeterli düzeyde üretildiği yıllarda pazar olanağı son derece sınırlı kalmakta ve fiyatlar düşmektedir. Yeterli üretilemediği yıllarda ise zaten satılacak bal olmamaktadır. Ayrıca üretilen balın sonbaharda elde edilmiş olması zamanı gelen kredi geri ödemeleri bakımından da büyük sorunlar oluşturmaktadır. Böylece üretici kolonilerinin bakım besleme ve hastalık mücadelesini yaparak kışa hazırlamak, balını değer fiyatla pazarlamak ve kredi geri ödemeleri ile boğuşmak durumunda çoğu kez kolonilerini yani üretim olanaklarını elden çıkarmak zorunda kalabilmektedir.

Ancak gelinen durumda artık sorun, bugüne kadar tartışılan, konuşulan sorunların ötesine geçti; iklim krizi arıcılar olarak kontrol edemediğimiz bir değişken olarak bütün sorunların önüne geçti. Dünyanın tartıştığı bu sorunun çözümünün bulunup bulunamayacağını bilmiyoruz, ama biz arıcılar olarak arıcılık tarzımızı ve takvimimizi bu duruma göre gözden geçirmek zorundayız.

Ama özellikle bu sene her şey bir yana, ayakta kalmak ve arıcılığa devam edebilmek için desteğe ihtiyacı var arıcılığımızın. Bu konuda da, başta tarım sigortaları olmak üzere devletin ülkemizin en önemli tarımsal üretim sektörlerinden birine destek olması gerekiyor. İklim krizi arıcımızın suçu değil.

İklim değişikliğinin, artık iklim krizinin etkileri üzerine yapılacak araştırmalar artık sadece kızılçam ekosisteminin korunması ya da çambalı üretiminin sürdürülmesi için değil, ortaya çıkabilecek sosyal ve ekonomik sorunların önüne geçmek için de bir zorunluluktur. Bu başta üniversitelerimiz, bakanlığımız, birliklerimiz, arıcılarımız hepimizin ortak sorumluluğudur.

Modern sanayi toplumunun ve nüfus artışının aşırı tüketim talebini karşılamak için sürdürülen üretim faaliyetleri sonucunda dünya yüzeyindeki sıcaklık doğrudan insan etkisiyle düzenli olarak artmaktadır. Son 100 yıl içerisinde yeryüzünde sıcaklığın düzenli olarak arttığı tespit edilmiştir. Yaşama ve üretme, ama en önemlisi tüketme tarzımızı değiştirmezsek sıcaklık artışının yükselerek devam edeceği ve yıllık ortalama sıcaklıklarda yüzyılın yarısına geldiğimizde bu konuyu ne kadar ciddiye aldığımıza bağlı olarak yaklaşık 1-3°C artış olacağı tahmin edilmektedir. Hep beraber göreceğiz. Ama en küçüklerimiz görecek mi, ondan emin değiliz?

Şamil Tunçay Beştoy – ÇARIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön